Blog Arşivleri

The Diving Bell and The Butterfly

Ümit dedi ki cuma günü; “Abi şini şöle bişi yapsak yaa!”. Biz de tamam dedik, cuma hasret giderdik iyte cemaati olarak. Cuma günü dostlarla bir araya geldik. Önderle mekana ulaştığımızda  Ümit ve Ufuk demleme çaylarıyla bizi karşıladılar :) Gece güzel geçti ama İlker ile Burhan biraz güzel oldular (kıh kıh kıh). İlerleyen saatlerde İbocum katıldı. Sonrası bulanık.

O değil de önce biraz şikayet edeceğim.

Thales Room ! Seni sevmiyorum. O ne basık bir mekandır yahu ? Zorla götürüyorlar zaten oraya. Servis geç geliyor, yer bulamazsın… Yok rezerveymiş… Lan kaç zamandır rock bara rezervasyon yapılıyor sen bana onu bir de bakayım!?! Neyse, agresifliğe gerek yok. Ayrıca Thales! Seni de sevmemeye az kaldı! Bak kaç senedir geliyorum. Resmen elimde büyüdün, ama şu sigarayı içirme işte. Ha bide o müzik yok mu! Ya tamam güzel şarkılar, hatta o şarkılar yok diye başka mekanlara gitmiyorum ama izin ver yanımdaki insanlarla iletişim kurabileyim olmaz mı?

Neyse yine de sorun değil, nitekim seviyorum bir şekilde seni…

Cumartesi çooook erken kalkarak Ortaköy o saatte nasıl oluyormuş diye bakalım dedik leblebiyle. Pek güzel oluyormuş. Sonrasında eve dönüş yolumuza Tepeüstü meydan alışveriş merkezini de koyduk. IKEA gezdik açıkçası. Çok orjinal şeyler var ama kimse gelmesin bana ucuz falan diye. Gayet pahalı dostum. Ama orjinal o ayrı. Akşamına planlanan Read the rest of this entry

Müdür!

Müdürüm bize kahvaltı organizasyonu yapmış bugün. Yurtdışındaki arkadaşlar hiç kusura bakmasınlar ama özellikle “simit” harikaydı :) krem peyir, domates, zeytin derken kendimden geçtim.

Bugün saat 06:40′da uyandım, garip bi enerji var üzerimde :) gerçi pazar günü de akşam saat 4′de yatıp sabah 10′da kalkınca da öyle hissetmiştim ama iki zıpladıktan sonra mort olmuştum orası ayrı. Read the rest of this entry

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.