Blog Arşivleri
Canım Ayağım…
Ben de bu zamanı bekliyordum yazmak için.
Geçen hafta Uludağ’a kar yağdı, bu hafta da güzel bir hava durumu olacak diye tahmin ediliyor. Kayak için son şans… Ahanda burada da teklifimi yapmıştım ama ne yazık ki bu teklifi geri çekmek durumundayım. Neden?
Dün gece halı sahada kendimi sakatladım da ondan. Ayağımı kötü biçimde burktum… Çıtırtıları duydum sen düşün. Kırıldı sandım başta ama bir iki dakika sonra parmaklarımı oynatabilince büyük bir oh çektim. O dakika korkum ya lenfler koptuysa idi. Çıkarttım ayakkabıyı şişlik de yok. Tabi inanılmaz acı veriyor…
Eve gelene kadar sürekli buz ama nereye kadar değil mi? Yatçak uyuyacak bu çocuk. Home-office de çalışamaz bilgisayarı ofiste bıraktı. Sabah olunca paşa paşa gidecek ofise…
Gel gör ki yataktan kalkamadım sabah, yani ayağa kalkamadım. Bi şekilde çıktım ama sonunda… Tabi hedef ofis değil hastane. Röntgendi, güzel hemşirelerdi derken doktora geldi sıra. Doktorun dediğine göre sol ayağımda örgü bağlarda zedelenme varmış, iç kanama olmuş, moraracakmış, kormayaymışım. İyi dedim ben de korkmam, ne kadar süre sonra iyileşir ? 15 gün bandajlı gezmelisin dedi. Hah işte o anda hayallerim yıkıldı. Mart bitiminde ancak iyileşebileceğim sanırım. Kayak da yalan oldu tabi.
Neyse, önümüzdeki maçlara bakacağız…
Canım ayağım çok acıyor bileğimden bükülünce…
O değil sabah babamı aradım bir de ondan fırça yedim. Kardeşim de lenflerini esnetmiş sanırım, onunki de alçıda. Nedir sizden çektiğim diyor adam. E haklı. Dedim tamam baba, ben gelince Fırat’ın kulağını çekerim :)
Annemi aramıyorum, çünkü abartacak, sonra gün içinde 5 dakikada bir arayacak. Biraz geçsin ayağım öyle söyleyeceğim. Umarım bloga girip okumaz.
PS: Geçen elimi yakmıştım elimin bandajlı fotoğrafını koymuştum ama bu durumda ayağım pek estetik durmayacağı için koymuyorum. Öperim gözlerinizden.
Kuşburnu
Sakarlıklarımdan dolayı kendime verdiğim zararlar anlat anlat bitmez. Evin içinde yürürken ayağını yaran bir insanım ben, o derece. Son zamanlarda bu tarz şeyleri yaşamıyor olmak biraz olsun bedenime rahat vermişti ki hemen bir güncelleme geldi o konuda, halısaha maçında ayak tarak kemiğimi az daha kırıyordum, şuan şiş kendileri. Ağrı yapıyor yüklenince. Ama bu normal birşey nitekim her maştan sonra morlukları sayabilir durumda olurdum (dikkat ediniz ki diğer darbelerden söz etmiyorum.) Neyse diyor insan. Ama bir 20 dakika önce yine yaptım yapacağımı ve elimden kayan kuşburnu çayının kurbanı oldum.

Suçlu ve Mağdur
Yanık en sevmediğim şey. Sızlar durur. Çok da yaktım kendimi şimdiye kadar. Poposunu bile yakmış bir adamım ben (Nasıl demeyin detaylara özelden girerim ancak). Elimi yakmıştım iyice, tuzla ye yani o seviyeydi :) (tamam iğrencim sustum), onu hatırlarım. Bu yanığım da pek farklı değil, acısı tabi biraz daha çekilesi ama sızlıyor. Pomad sürdü Doktor Bey. İzin versin iş göremez desin diye gözünün içine baktım ama neredeyse kolumu bile sarmayacaktı, zorla sardırdım (oraya buraya bulaşıcak sonra krem, hiç sevmem). Dedim “Bu nasıl iş böyle!” . Yok yok öyle demedim öncesinden sinirlendim ama dedim “Ben bu elden kayan bardaklara başlarım haa!!!” dedim daldım revire kırmızı bir bilekle (evet bileğimden itibaren dirseğime doğru 10-15 santim bir yanık). Tabiki öyle girilmez doktorun odasına, dedim ki “Doktor Bey Doktor Bey! Kolumu yaktım.” . Bir bana bir de koluma bakınca renk farkını hemen gördü. Sağolsun tedavimi yaptı hızlıca ve etkilice.
Şimdi de oturmuş bu satırları yazıyorum size. Öyle yani. Aaaa bak unutuyordum az daha Read the rest of this entry
dokuzyüzellidört – gray
.

Saatim Çalmadan
Böylebir şarkısı vardı Şebnem Ferah’ın… N’alaka dimi şimdi. Size olmaz mı bu hiç? Alarm çalmadan uyanırım genelde ben. Saat 7 de mi uyanıcam, 6:55 de kalkarım, saate bakarım. Bugün de aynısı oldu tabi biraz daha erken uyandım. Tam olarak 6:18 di saat. Tabi alarmı ben başka birşey için değiştirmiştim, o aklıma geldi. Alarmı düzelttim yeniden uyudum.
Böyle erken kalkıp melankoli havası çöküyor üzerime. Ofis de çok sıcaktı sabah geldiğimde zaten iyice mayıştım, tatlı tatlı ooh :)[Ufuk mode-on]. Tabi gün ışığı görmemenin de etkisi de çok büyük. Sabah gördün gördün, göremedin yarına kaldı :)
Vücut saati falan diye bişeyler saçmalamıştı birileri bu konuda bence alışkanlık tamamen. Yazın hiç kalkmıyorum (kalkmıyordum) nedense :)
Bu aralar sürekli fazla mesai yapıyorum. Günlük ortalama 10 saat çalışıyorum. Bugün de mesai görünüyor. Günümün durgunluğu aşağıdadır Read the rest of this entry
Hastayım
Evet, evet… Yine hastayım… İyice nane molla sanacaksınız beni artık valla. Bu sefer de faranjit olmuşum. Bir de ondan tadalım bakalım. İğrenç, acı veren boş öksürüklerim var artık. Ardışık hem de. Annem sürekli İstanbul sana yaramadı diye yakınıp duruyor. Üstüne fırça atıyor bir de bakmıyprsun kendine diye…Haklı kadın. İstanbul’a geldim geleli kaç oldu hastalanıyorum. Anlamadım gitti ben bu kadar hasta olmazdım ya. Birşey de yaptığım yok valla, işe eve işe eve…
Ama evet bakmıyorum kendime. Pek de umrumda değil zaten. Hasta oluruz iyileşiriz sorun değil. Gittim işte bugün ivedi bir şekilde (nadirdir) hastaneye. Sinüzit de varmış ben de evelere şenlik, sorun değil, dedi doktor. Kolay bir şekilde iyileşir o sinüzit. İlaç tedavisiyle %90 sinüzit tipi iyileştirilebilmekte, diye de çaktı detayı. Tabi bu doktordan önce öyle bir poliklinik doktoru gördüm ki bu doktora hayran olmamak elde değil. Dur anlatıyorum…
İçeriye girdim, 40 yaşlarında güne gitmeye hazır bir doktor var içeride. Neyse oturdum, kadın suratıma bakıyor.
-Evet, dedi sonra :)
- Hastayım, öksürüyorum ve derinden acı hissediyorum.
derdemez kadın; Read the rest of this entry
Birşey Yapmalı
Haftanın son gününden, yazısız geçen gün dizisinin özrü olabilmesi umudu taşıyan bir yazı olsun dileğiyle yazıma başlayayım. Yazmaya yazmaya karmaşıklaşmış da cümlelerim, haberin yok. (bknz: Duman – Haberin Yok (ıyk sevmem kendilerini))
Bu hafta hastaydım okur. Ölüyordum az kalsın. Şaka şaka ölmüyordum, grip olmuşum sadece. Çok başım ağrıdı, insanın başı tüm gün ağrırmıymış ya?! Read the rest of this entry
Bu sabah
İstanbul’un iğrenç havası kendini kabul ettirmekte kararlı. Bugün apartmandan geç kaldım acelesiyle bir çıktım ve “hass…” ifadesi belirdi yüzümde, yağmur vardı… Neyse, durmak yok yola devam… Hiçbir taksi yok ortalıkta. Bir de pis yağıyo, bir de pis yağıyo :) Normalde severim yağmuru, çok da aldırmam. Ama insanın gözüne gözüne geliyor bu sabah, nedense, sinir oldum, yağcaksan adam gibi yağ ne o öyle ufak ufak. Uçuşuyor havada. Anladın sen onu. Su samuru gibi olduk tabi servise binesiye kadar. Allahtan saçlarım kısa :) biraz uzadılar ama hala çok su tutamıyorlar. Hemen kurudu. Servis de inanılmaz sıcaktı. Uyumuşum, azcık ama :)
Neyse, nihayetinde geldik şirkete. Sıcak tabi ortam. Akşama halısaha var. Nasıl olucak bu yağmurda bilmiyorum (ben oynarım da :) ). Dökümanları inceliyorum bilgisayarımdaki. Can sıkıcı bir dille yazılmışlar. Akılda kalmaları biraz zor gibi… Deneyeceğiz.
Beni gidi beni
İşkolik mi oluyorum ne?
Dün gece biraz dolaştık, güzeldi, her güzel şey gibi bitiverdi. Bitivermiş gibi geldi belkide… Neyse, arabesk yapmayacağım.
Masamı özlemişim, kupamı özlemişim (evet ofise geldim :)). Oturdum bişeyler okudum(Ayhan’la koca gün evdeyiz ama adamı yazılarından dinlemek daha güzel :)). Ofis sıcak, gözler yarım aralı… 2009′un ilk iş gününden sesleniyorum size. Bir arkadaşım Meksika’da, o yeni yıla bizden sonra girdiği için “Geçmişten sesleniyorum size” gibisinden bişeyler yazmış. Güldüm. Read the rest of this entry
Müdür!
Müdürüm bize kahvaltı organizasyonu yapmış bugün. Yurtdışındaki arkadaşlar hiç kusura bakmasınlar ama özellikle “simit” harikaydı :) krem peyir, domates, zeytin derken kendimden geçtim.
Bugün saat 06:40′da uyandım, garip bi enerji var üzerimde :) gerçi pazar günü de akşam saat 4′de yatıp sabah 10′da kalkınca da öyle hissetmiştim ama iki zıpladıktan sonra mort olmuştum orası ayrı. Read the rest of this entry