Category Archives: kritik
American Psycho – (Amerikan Sapığı)
Yalnızlık da soğuklarla gibi aniden giriverdi hayatıma :) Bu aralar ne olduysa hava bir kapalı bir bunalım. Yağmur sonrası o ılık kasveti seven ben şuan pek bir hazırlıksız gibiyim kış günlerine. Dün gece evde yalnız olmanın verdiği de bir buhran vardı tabi üzerimde.
Tabi biraz bilgisayar ile uğraştıktan sonra kendime kremalı sebzeli spaghetti yaptım. Karabiberi biraz fazla atmışım. Fena olmayan bir beyaz şarap da vardı dolapta. Kendime torpil geçtim anlayacağınız.
Genelde evde film izlemem ama dün yapacak bir şey bulamadım kendime ve American Psycho‘yu izledim. Psikopat bir adamın hikayesi ancak filmin ardından okuduğum yorumlara göre kitabı çok daha güzelmiş (hep öyle olur zaten). IMDB de baya puan vermiş. Bence bu puanı haketmiyor o ayrı.
Filmin bazı kısımları karanlık kaldı bende. Adamın yaşadıkları sanrı mı yoksa gerçek mi bilemiyorum. Şizofren bir hikaye çıkacak diye çok korktum ama nitekim öyle olmadı. Tamam, spoiler yok (kaç senelik film, artık ne spoilerı olucaksa?).

Bakalım kitabı bulabilirsem alacağım.
PS: İzleyenler için : Ya adam Paul’ü öldürürken yağmurluk giymiş haldeki neşeli konuşmaları M.Ali Alabora’nın İş Bankası reklam filmlerindeki konuşmalarına benzemiyor mu ?
Niye mi yağmurluk giymiş? :)
13-Eylül-2010
Dün oy verdik. Referandum için. Bir anayasal düzenleme paketi için. Kaç kişi değişiklikleri okudu bilmiyorum. Okuyanların kaçının düşüncesi sonuç ile aynı yönde bunu da bilmiyorum. Kaçı okudu da anlamadı, kaçı partizandı, kaçı samimi. Kaç kişi hesapçı ?
Demokrasi, cumhuriyet ve kuvvetler ayrılığı. Bu günlerin anahtar kelimeleri bunlar olmalı.
Çok fazla söylenecek şey var ama kime söylemeli bilinmiyor.
Demokrasinin çoğunluk diktatörlüğü haline geldiği,
Cumhuriyetin iktidar megalomanyası içinde kaybolduğu,
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin yerle bir olduğu günlerden biri 13 Eylül 2010.
Prensese Mektuplar
Kral Büyük Frederick Euler’den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesten hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768′de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde ” Lettres à une princesse d’Allemagne” ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler’in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dip notlardır…
diyerek tanımlanmış bir web-günlük’ün ismidir “Prensese Mektuplar“. Genelde modernist bir yaklaşımla tanımlarında olduğu gibi hemen hemen herşeyden bahsetmekteler. Beni google-reader’dan yada buzz’dan takip ediyorsanız zaten bir kısmını okuyorsunuzdur yada okuma fırsatı buluyorsunuzdur diyeyim :)
Peki bu yazı sadece bu günlüğün tanıtımı mıdır? Olmamalı elbette.
Şikayetlerim var (şimdilik iki tanecik); Read the rest of this entry
Rupa & The April Fishes

Rupa (şu kıvırcık güzellik) diğerleri de The April Fishes… İki albümleri var (este mundo, extraordinary rendition) bu iki albümden sevdiklerimi paylaşayım dedim. Read the rest of this entry
Bisküvili Pudingli Jöleli Tatlı
Bu ne lan!? diyecek bazılarınız biliyorum ama napalım. Canınız sıkıldıysa, cumartesi evde oturup döküman okuyup analiz yapmak zorundaysanız ve bunun ardında da daha bir sürü işiniz varsa insan ister istemez daralıyor. Üstelik hava da kapalı… Karaoke’ye gidecektik, olmadı. Peh… Evde de birtek bisküvi, puding ve jöle vardı oburluk etmek için. Biz de Funda’yla karar verdik, bunları kullanarak tatlı yapalım dedik…
Başlayalım…

Tatlı ailesi
Tatlı için bir aile fotoğrafını esirgemedik : ) Önce bisküvileri parçalayıp şekildeki gibi bir kaba koyuyoruz :) Aslında bu iş için pek uygun bir kap değil ama olsun, bizim için şirin bir kaptı. Read the rest of this entry
7 Kocalı Hürmüz
Fragmanını izler izlemez beklemeye koyulmuştum filmi. Dün gidip gördüm sinemada. Normal bir film değil 7 Kocalı Hürmüz. Eleştireni çok olacak kanaatindeyim ve çoğu “Eeee sonra?” diye bitecek.
“7 Kocalı Hürmüz” üzerine yapılmadık şey kalmamıştır fakat öyle güzeldir ki buna ilintili yapılan her sanat parçası çok tatlı gelir seyrime. Aslı burada olan oyunun sinemaya uyarlanmış hali hakkında bilgiyi burada bulabilirsiniz. Bu filmde öyle insanlar çalışmış ki kutu kutu pense oynasalar izlerim desem yazıya taraflı baktığımı sanacaksınız, susuyorum o sebeple.

Film sinema özelliğinden başka hafiften tiyatrovari bir seyirde ilerlemekte hatta ve hatta müzikal tadını hissettirdi bana. Müzikler insanı kendinden alıyor nitekim bildiğimiz şarkıların yorumlanmasından başka film müzikleri de ilgi çekici. Filmde ara ara çıkan müzikler ve danslar gerçekten eğlenceli ve başarılı. Grup danslarındaki dansçı Read the rest of this entry
Serseri Günlük
Tutarsızlıkları seviyorum… Beni zor durumda bırakmadıkları sürece…
Bu günlük de iyice tutarsızlaştı. Konusu yok, akışı yok. Tutarlı bir tutarsızlık hali :)
–
Fikrimin ince gülü No 1 : Aklımda uzunca süredir oyun hamurundan canavar yapmak var. 1 numero olmasının sebebi budur. İş listesi şu şekilde (bu aralarda nedir bendeki bu sıralama, listeleme aşkı..?) ;



.
.
.
.
.
.
1 – Oyun hamuru al!
2 – Canavar yap!
3 – Canavar kendisini yesin!
4 – Canacarıun hareketlerini fotoğrafla ve film yap!
Fikrimin ince gülü No 2: Bu beni aklımda falan yoktu. Özmen balonu aklıma soktu bunu. Ne olacağını söyleyeyim Read the rest of this entry
Loser Ayhan
Aslında yazmayacaktım ama canım ev arkadaşım Ayhan bloguma gelip onu deşifre etmiş miyim diye “Şile” kelimesini aramış :) Hey karagözlüm benim… Eeee bu çabayı sonuçlandırmak gerek, nitekim birisi sayfama gelip de aradığını bulamazsa mutsuz olurum ben.
Hikaye şöyle başlar…
Süper bir cumartesi sabahı, cehenneme dönecek bir öğlene doğru ilerlemekteydi. Tabi herkes 19 Mayıs tatilini değerlendirip serinlemenin çaresini bulmuştu ki biz hala birşey düşünmemiştik. Çay ile birlikte iyice demlenmiş Ayhan’ın tadı yerindedir herzamanki gibi ve patlatır bombayı;
- Yarın Şile’ye gidelim!
Tabi herkes bunun sadece bir hayal olarak ortaya atıldığının farkında. Nitekim Ayhan 3 aydan beri adalara gidecek… Gittiyse de benim haberim yok o ayrı, o daha büyük skandal Read the rest of this entry
Nee Toplantı Mı?!
Çarşamba, perşembe derken 1 saat sonrasına yeni toplantı isteği… Ne zaman iş yapacağız? :) Valla şu paspal tarzımı toplantı odalarına kabul ettirdim ya helal olsun bana. Sıra müşterilerde :) şaka şaka, müdürüm kızar o kadarına…

Mehmet söylemişti ismini vermeyeyim şimdi firmanın (dünyanın en büyük firmalarından sayılan -unilev…- ) toplantı odalarında armutlar varmış diye. Aslında hoş olurdu bizde de olsa. Bana kalsa hemen bizim kata bir adet masaj koltuğu aldırırım bırak toplantıları… Atılan paralarla da çay, şeker vb ihtiyaçlar giderilir.
Toplantıların en sevmediğim yanı “toplantı” kavramının yanlış anlaşılmasından dolayı orada konuşulması gerekenlere gelene kadar insanların o seviyeye çıkabilmesi (bilgi düzeyi açısından). Eğer bir toplantıya katılıyorsan birşeyler bil be bi zahmet? Oraya gelince karar verme aşamasına biraz daha yakın olunmalı, tartışma sağlam temeller üzerinden gerçekleşmeli. Tek kelimeyle yerle bir olacak düşünceleri bi zahmet sunma. Gerçi o anda yarattığı için o düşünceyi bu pek mümkün olmuyor elbette.
İkincisi herkesin başkalarının işi hakkında Read the rest of this entry
Otobüste Uyuyabilmek
Hayatımda sürekli bazı yerlere servisle gitmek zorunda kaldım. Ortaokuldan liseyi bitirene kadar servisle gidip geldim. Yazları babanneyi anneanneyi görmek için uzun uzun yollar katettik. Sonra gittim İzmir’e yerleştim. 5 sene boyunca üniversiteye’de ailemi görmeyede uzun uzun yolculuklar sonrasında eriştim hep. Yolculuğu bol olan bir hayatım var.
Şirketten eve dönmek için de servis kullanıyoruz. 1 saat civarı bir yol sürüyor. Tabi uyku her zaman problem. Sabah olsun , akşam olsun farketmez. Önceleri sürekli koltoklar arasındaki diz mesafesinden şikayet ederdim, artık aştık gibi o sorunu :) Ama başımı koyacak yerin uygun olmayışı servisi çekilmez kılıyor.
Allahım bu kadar düşüncesiz bir koltuk tasarımı yapmış olamazlar ya. Kafanı duvara yaslıyormuş gibisin. Boynun acayip kasılıyor, belin desteklenmiyor. Böyle, saçma bişey ya.
Herşeyi geçtim ,nitekim o koltuk oturmak için uyumak için değil diyen tipler çıkacaktır elbet, bu durum komik anların yaşanmasına sebep oluyor. Youtbe’da falan videolarım çıkıcak diye korkuyorum. Dün eve dönerken (acayip yorgunum bu arada) dedim ki “abi koltuk nasıl olursa olsun kesin uyurum ben acımam”. Ya iyi güzel uyuyosun da tam dalıyorum boynum başımı tutamıyor küüüt diye cama vuruyor kafam. Tabi hemen uyanıyorum. O değil kafam da acıyor her çarptığımda. Her çarptığımda diyorum, uykulu uykulu 7 tane sayabildim. Diğer tarafa çeviriyorum başımı, yok, gidiyo yine aynı tarafa düşüyor… Küüüt. Ya bir de öyle yumuşak falan da çarpmıyor, bildiğin kafa atıyorum cama. 7 kere! Of… Sinir oldum ya. Read the rest of this entry
