Category Archives: Kategorilenmemiş

İstanbul : Karanlık günler kuşağı

Bir haftadır İstanbul karardı resmen ve dün başlayan yağmurlar sanırım devam edecek. Yağmur kısmını at, gerisini severim ben aslında.

Ve bu havalarda ben şunu dinlerim;

Oha!

Oha aslında köy anlamıyla çift sürerken yada başka bir iş yaparken kullanılan hayvana durması için söylenilen sözlerden biridir (örn: çüş) Ohayı öküzelere söylerler diye biliyorum.

Bayağıdır süregelen sessizliğimi bozmam amacıyla kendi kendime söylüyorum bu ohayı.

En son ne zaman yazmışım bir bakalım; ta İngiltere’den geldiğimde yazmışım. O hafta testlerimiz için hazırlıklarımızı yaptık, bir haftada iki haftalık çalıştık testleri geçtik, önümüzü açtık. Hala çalışıyoruz.

Bir hafta anneanne, babaanne gördüm, akrabaları abileri ablaları gördüm. Karaman’a gittim, taze sebze meyve yedim, yattım kalktım başka da bir şey yapmadım. Dinlendim evet.

Hayat geçiyor işte…

Daha çok yazmam dileğiyle

öperim.

Location confirmation : Dudullu

Ahanda geldim işte Londra’dan. Cumartesi günü oldu bu talihsiz olay. Birden, apar topar atladık geldik. Pazar günü de fazla mesai yaptık.

Şükela.
Sevgiler hepinize.

Aklıma Düşen Bir Salkım Üzüm

Sonbahar gelirken beni en çok sevindiren yanı bağlara ala düşmesidir… Acemice budanmış, önceden kükürtlenmiş, ot içinde bakımsız gibi görünen fakat bir o kadar da canlı asmanın yanına yanaşıp sepetinizi yerleştirmek için güzel ve ulaşılabilir bir yer aramanın bile tadı başkadır.

Bağ makasını kullanmadan önce meyvesini saklayan o dalları usulca kaldırmalı, altında gizlenen mor üzüm salkımlarına ulaşmalısınız. Dalından almadan önce insanın dokunası gelir tanelere ve o toz tabakası elinize bulaşır, daha canlı bir renkle dayanılmaz kılar kendini. Ağırlığına şaşar, düzenli bir düzensizlikle sizi karşılamasına gülümsersiniz. Ardı ardına dizilmiş tanelerin kimisi affınıza sığınır yer yer yeşil kalmış taneleriyle. Kimi salkımlar ise dokunsanız patlayacakmış gibi salınır…

photographed by 314R

Read the rest of this entry

Üçüncü gün – 28/12/09 – Paris'de Bisiklet Turu

Oha diyor insan şehirde bisiklet istasyonlarını görünce. Adamlar (Paris Belediyesi yani) şehrin heryerine onar yirmişer bisikleti koymuşlar, birinden alıp birine bırakabiliyorsun bisikletini, çok da ucuz fiyatlara. Benim gibi bisiklet sempatizanı için muhteşemdi, ağızda bıraktığı tat köpük helva gibiydi.

Dayım tabi bu durumu görünce üçüncü gün için bisiklet turu planı yapmış benim için. Günlerden pazartesiydi. Paris’de ikinci dalga bisiklet ile başladı :) Önce Çinlilerin (dayıma göre “yumuk” :) ben seviyorum yumukları) çoğunlukta olduğu yerlerden geçtik. Genelde kapalıydı dükkanlar (“dükkan” ne güzel bir kelime). Pazar günkü doğrultuda ilerliyorduk.

Önce Pere Lachaise Mezarlığı’nı ziyaret ettik. Nedenini hemen açıklayayım, ilki ve önemlisi Yılmaz Güney orada yatmakta. Yanan mumlar, henüz yazılmış notlar vardı oraya gittiğimde. Ben birşey yazmadım. İkincisi yabancı bir mezarlığa istanbulda girme şansım yoktu, merak ediyordum. Gerçekten çok farklı. Read the rest of this entry

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.