Category Archives: fotoğraf
Pazartesi Sendromu
Pazartesi Sendromu mu? O da ne?
Pazartesi sendromu yaşamıyorum artık. Hafta sonunu çarşı olmayınca sevmek mümkün değil (aha iki haftada bir çarşı iznimiz var). Buraya gelip de kod yazmak için can atıyorum. Sabaha kadar çalıştırsınlar beni.
FinansBank’ın reklamı vardı ya, “Bir ay 3 hafta olsun!” diye bir sloganı vardı. Destekliyorum, hafta sonlarını çıkarsınlar 3 haftaya düşüyor :)
İyi bir şey mi, kötü mü bilemiyorum…
Üstteki mi? Evet benim.
Uzamış yünlerimi 3 numara kırptırmam gerek, acilen…
Dikkat!
Öperim.
Tatil!
giriş :
Tatilden gelince tatil yazısı yazmak pek zor oluyormuş. Gerçi bunda uzun zamandır yazı yazmamanın da etkisi var. O kadar güzel tatil yaptıktan sonra ofiste işlerin altında kamburumun çıkması da etkili olabilir tabi.
“WordPress, özgür nefes alanı.”
Özlemişim vördpiresimi. Alan adımı yenilemem gerekiyormuş. cagdasozersahin.com’u değiştirsem mi acaba ? deepthoughts.com da hoş olabilir değil mi?(10 sn sonra gelen edit : o adres alınmış)
Bu sene yaz tatilini geçirmek için Kaş’a gittik.
bölüm – I : Kaş
Kaş aslında küçücük minicik içi dolu turşucuk bir yer. Read the rest of this entry
kolik
Pazar Caddebostan’daydık. Telefonda “Chai Tea Latte”yi anlatıyordum anneme güneş batarken.
- Ne süt de mi varmış onun içinde?
- Hımm evet karanfil rahatlatır derler…
gibisinden yorumlar yapıyordu, tabi şaşkın bir yandan da… Bu hafta gidebilecek miyim acaba Lüleburgaz’a. Kısmet tabi bu işler :) Gelişine yaşamayı seviyorum. Şu an.
Nerden çıktı derseniz şu havayı görünce ve günde ortalama 12 saat çalışınca ister istemez pazardan sonrasını yaşanmamış kabul ediyorsunuz :)
diye yazmışım bi ara ama yayınlamamışım. Sanırım başlığın kolik olmasının sebebi de “işkolik” kelimesi olsa gerek nitekim o zaman baya sert çalışıyordum.
Melih’in Canon A1 i ile de o günü fotoğraflamıştım bir yandan da analog analog, baskılarını aldım geçen hafta. Baskı almanın heyecanını unutmuşum, hatırladım… Hoşumuza giden bir şey daha vardı o gün; her yer kuş tüyü olmuştu. Meğersem yastık savaşı varmış o gün. Tüh kaçırdık dedik ikimizde…
çaytiğlatte’ye olan hayranlığımız çığ gibi büyümekte…

Bir sitem eyledim
Sevgili okur,
Artık sana “saygılı” da diyeceğim nitekim hiç sesin çıkmıyor, herhalde saygıdandır diye varsayım yapıyorum. Ben de bu duruma az biraz bozuluyorum ama neyse sorun değil! Bu satırları sana (bu karakterleri diyerek bilişimci bir yaklaşımda da bulunabilirmişim, ne güzel) Kanarya Adaları’ndan yazıyorum. Ekvatoral iklimin en taze yerinden bir yudum alıp sana sevgilerimi sunuyorum. Şaka şaka Kanarya Adaları’nda değilim. Kim gidecek pazar pazar oraya? Kaldı ki pazar günleri battaniyemin altından çıkmamak uğruna, yatağın yanındaki bilgisayarıma uzanmak için bile düşünen bir ben var okuduğun yazının arkasında… Olsun sorun değil. Ben yine de uzandım senin için.
Kayseri’ye gittim, çalıştık, yorulduk, hasta olduk(!) sorun değil de. Kayseri güzel bir şehir, sanırım bir dahaki gidişime kaldı fotoğraflar çünkü makinemi evde bıraktım. Aramıza bir soğukluk girdi nedendir bilmem. Ama o kar yağmış, gece ışıklanmış şehir karelerini çekemediğim için üzgünüm gerçekten. Sorun değil ama değil mi?
O değil insanın sevgilisinin Çin yemeklerini öğrenmesine ne demeli? Ya aslında güzel de olmuş ama içten içe bir korku var içimde o baskın soya tadına ve ilginç tariflere karşı. Ne yapmalı bilmiyorum, boynum bükük bekliyorum. Bu büyük sorun olabilir.
Bugün evde yapacak çok işim var. Odam darmadağın, eşyalarımı düzenlemem gerekiyor. Bir de ayakkabılarımı sileceğim. Sorun değil demeyeceğim bu sene kış mevsimini gerçekten de yaşadık, hatta fazlasıyla yaşadık. Her sevdiğim ya üşüdü, ya ıslandı ya da çamurlandı. Bana soğuğu kötü belletme sevgili kış mevsimi. Adam gibi kararında yaşa.
Bugün belki fish-eye makinamla ilgilenirim biraz. 3 5 poz bir şey kaldı onda da, az kaldı banyosuna. Yakında yeni fotoğrafları göreceğiz.Tabi güneş çıkmamasına baya baya bozuluyorum bu aralar ama sorun değil, az kaldı bahara. Daha güzel kareler ve yuvarlaklar (fish-eye yuvarlak ya o anlamda söyledim, gerçi diğerleri de kare değil dikdörtgen. Neyse…) çekeceğim :)
Of saat 12 olmuş yahu. Kahve saati…
Az şekerli…
PS: ne biçim yazı yazmışım ya.
Altıncı ve Yedinci Gün – 2009/2010 – Bonne Annee
31 Aralık çok heyecanlı başladı. Nedeni hem Funda gelecekti o sabah hem de yılın son günüydü… Paris’de olmamızın sebep günüydü bir bakıma. Sabah erken kalktık, havaalanının yolunu tuttuk. Tam bir saat gecikmeli indi Funda’nın uçağı. Zaten telaşlanmış ve özlemiş ben pek yerimde duramıyordum. Sinire yansıtmaya az kalmıştı durumu… Derken pembe valiziyle biraz da geç çıktı kapıdan benim sarım.
İnsan 5 günde ne de çok özleyebiliyormuş şaşırdım.
funda (31.12.09)
Sabah içtiğimiz kahveden ziyade leblebinin enerjisi açtı uykumu. Saat ikide kalkıp yollara düşmüş olmasına rağmen nasıl böyle olabiliyor bilemiyorum (uyanamadığı sabahları biriktiriyor sanırım). Eve geldiğimizde yine hafif bir uyuma isteği yok değildi tabi. Ama günün planı bir an önce otelimize ulaşmak eşyaları bırakmak ve Paris’e Read the rest of this entry
2010
Yeni yılın ilk yazısı bu. Çok da doluyum aslında. Tehlikeli birşey bu nitekim konu karman çorman olabiliyor kimi zaman. Yazıda da hayatta da sadelikten yanayım :)
Herkese mutlu yıllar dilerim öncelikle…
Yeni yılda Paris’deydim. İlk defa yurtdışına çıktım bu arada. Garip bişey. İnsanın dikkati nasıl yorulurmuş öğrendim. Çok güzel geçti evet ama beynim de şişti tam anlamıyla. Bir sürü şey var anlatacak dedim ya ama hepsini buraya aktarmam imkansız gibi, ama aklımdakileri listeleyerek aktarmak her zaman kolay gelmiştir bana. Gün be gün anlatabilirim size :) Anlatacağım…
Yavaş yavaş gençler… Sindire sindire…
Remedy
Bazen şaşırıyor insan olanlara. Kendi hayatını dışarıdan seyrediyormuş gibi oluyor, size de olmuyor mu? Hayat istediği maskeyi takıp karakter karakter dolaşıyor insanın insanın etrafında. Yine herşeyin özü hayatın ta kendisi, yada hayatın herhangi bir maskesi. Avunup duruyoruz onun inişlerinde çıkışlarında. Duygulara dolanmışlık daha da artmakta ve o, yumuşak bir kurdelayla daha da sarmakta bizi. Kimimiz farkında, kimimiz değil. Ne farkeder ?
Sadece bu dalgın, gölgeli edebiyatlar sanırım çıktısı. Anlamsız kelime öbekleri. Zaten ne zaman birşeyi anlamasam Read the rest of this entry
dokuzyüzseksenbeş – ikileme
Kaç gündür içimde lens çıkacak neredeyse. Sürekli araştırıyorum. Karar kıldım sanırım :) “sanırım”. 50 mm çok cazip geliyor. F1.4 tam aradığım hattaaaaa derken! Bir de baktım Ayşe’de 50 mm varmış. Onunki Canon tabiki. Makineyi toptan aldım denemek adına o yüzden. :)
Bir haftasonu bu kadar mı güzel ve uzun geçer :) ikisi bir arada pek olmazdı, şaşırttı beni.
çaptır nO_ 1 : hönönö ! cuma trafiğinin arkasında! sobe!
Cuma günü benonatfundaselenufuk yemek yedik. Süper yemek yapıyor bu kızlar. Bulaşıkları da yıkıyorlar :) (Sabah da biz yıkadık Onat’la, ne?! Ufuk yıkamadı mı?!)
Cuma günü daha yeni başlıyordu tabiki.
Taksim’e gittik benonatfundaselen. Hönönö ile tanıştı orada leblebi. Ben çok susamamıştım. Öyle takıldım, fotoğraf çektim. Pek durmadık zaten nitekim bir önceki günün aktifliğinden kalan laktik asit bile hala vücudumdaydı.
sub nO_ 1: Hönönö nedir? aNS : gin + vodka + archers + mineral water rakı bardağında servis edilir, el ile bardağı kapatırken masaya vurulur, sonıucunda köpürtülür, sonrasında shotlanır, nihayetinde kocaman bir gülümseme belirir.
sub nO_ 2: Nerede içilir? aNS: pendore ! nicee..!
çaptır nO_ 2 : guerilla lights ! hönönö rocks !
Cumartesi akşamı apar topar Galata kulesinin etrafındaydık. Guerilla Lighting diye bir organizasyon vardı. Galata kulesini ışıkla boyadılar. Ben gönüllü olacaktım ama yer kalmamış, izleyici olduk napalım. Lighting’den önce gölgelerle yapılan dans gösterisi de bence çok güzeldi. Müzikler canlıydı, performans tatlı.
Bu boyamanın ardından birer çay içtik, tabi paralelinde iki ters bir düze şahit oldu Asmalı Mescid. Sonrasında istemeye istemeye yine sırf hönönö denemek için mekana gittik ısınma turlarından sonra hönönö’yle ben de tanıştım. İyi valla. Net :) (önder’in deyimiyle) Sonra Nergis ve Beliz geldi. Onlar da devam ettiler…
çaptır nO_ 3 : Final :// Tanışarock : Kurban…
Sevdiğim grup Kurban Kafe Pi’nin düzenlediği Tanışarock organizasyonunda sahne alacaktı. Öncesinde Özge Fışkın’a aitti sahne. Tabi ki kurban için oraya gitmiş kalabalığı tatmin edemedi. Hatta bizzat ben katlanamadım kadına. Baya da durdu. Organizasyonun genelinde güzelmiş izlenimi verdi. Tabi biz sadece gece katıldık, gündüz neler oldu neler bitti bilemiyorum. Şenlik gibiydi, iyiydi hoştu.
Kurban’ın sahne performansı şahaneydi demeyeceğim. İyiydiler. Çılgın çocuklar :) Hah burada lafı geçmişken “POGO’dan NEFRET EDİYORUM!”. Ulan insan olun azıcık. Az daha kavga çıkıyordu. Tamam enejiksin, güzel de , ama bana çarpma ya. Hı? Olmaz mı? Bak ben pogo havasında değilim, ertesi gün iş var falan. Yorgunluk, ayakta bekledik bide bir sürü, Özge Fışkın çıktı sahneye inmedi. Neyse, geçti bir şekilde.
Kurban’a ait fotoğraf yok tabi, pili bitti makinamın, gel gör ki lelon yüzünden bu hallere düştüm. Neyse :)
Portfolyoma haftasonunda çektiğim, saçmaladığım karelerden oluşan ikilemeleri koydum. İlk defa böyle bişey yaptım, umarım uydurabilmişimdir, sevgiler :) (tıkla resme tıkla, zaten 5 tane bişey)
PS: bu arada dün Ayşe bana makinasını verdi yakında onun 5omm f1.8 i ile çektiğim fotoları koyacağım. öpenzi, kaçanzi.
PS _2 : Bu yazımdaki iyi dileklerim iki gündür uğraştığım, birer paragraf uzunluğundaki teknik (benim bilmediğim bi teknik konu) bir konu için yaptığım çeviri işini bana veren takım liderim Cenk’e gidiyor. Fıtık kendisi ya, beni de fıtık etti.

dokuzyüzellidört – gray
.

O öyle olmaz, böyle olur
Herşeyin en iyisini ben bilirim ya! Neyse… Anlatmayayım içimde kaynasın, kaynasın sonra patlasın. Böyle daha iyi oluyor.
Fotoğrafların keyfini çıkar.

photo by megancaros
PS: çok sevdiğim tişörtümü 55 derecede yıkayarak göbek seviyeme çıkaran avşar’a da buradan teşekkürlerimi bir kez daha sunuyorum.


