1432

Özerşahinlerin Fırat’ı geldi İstanbul’a. Onun şansını öyle yılışıkbir yağmura öyle karamsar bir hale büründü ki İstanbul sorma. Tabi bence yine de İstanbul kendi insanını hep bu havada karşılıyor. Güneşli havalarda, yazın, baharın sanki insanlar hep başka yerlerden gelmiş gibi geliyor bana. Sanki herkes yabancı bir İstanbul benim, paylaşamıyorum, kıskanıyorum. Oysaki bilen bilir ne çok sevmediğimi İstanbul’u. Artık hayatımız olunca alıştık, onu böyle kabul ettik diyebilirim çok da samimiyeti ilerletmeden.

Caddebostan sahilinde yağmurlu havada yürürken de hep böyle kabullenenleri görürüz yorum yaparız “Ahah teyzeciğime bak umursamamış havayı çıkmış yürüyüşe” diye , oysaki o havada manavını açandır İstanbul’un sahibi. Kapalı havanın keyfini sıcak dükkanında geçiren berber belkide. Muhtemelen müşterileri fazlacanadır kapalı , yağmurlu bir haftasonu. Elinde tarakla dışarıyı seyreyler futbol haberlerinden haberdar televizyondaki.  Bazısının yapacak çok işi vardır nitekim erkenden kalkmıştır biz bu görüntüleri algılarken o dönüyordur hızlı hızlı evine. Rahat oradadır, kolunun altında gazetesi yağmurdan garip bir şekilde etkilenmez, öğlen olmuştur ona. Kimi haftaonunu bir buçuk gün yaşarken o öğle yemeğine, kahve keyfine ulaşma çabasında. Bir buçukluk hafta sonları da cumanın yasını tutar cumartesinin sabahını umursamadan. Evi soğuktur cumartesi geç kalkanların, bir camı apartman boşluğuna bakar. Sanki istanbulun tüm sıkıntısını yağmur ona sürükler getirir. Pazar pazartesinin sıkıntısıdır ama cumartesiden hazırlıklıdır, ne olacağı bellidir…

Gece zor başlar kışın dibi de olsa günlerden. Hava kararınca duramaz şehir. Trafik bir teker boyunu bir saatte gitse de o ıslak yollar parıl parıl parlar, camlarda biriken damlalar hazırlık görselleridir henüz. Sarı ışıklı mekanları severiz. Sarı, sıcak. İstanbul böyle kabul eder sahibini bile.

İşte bu geceyi biz böyle algılarken Fırat nasıl gördü bilemem. Yandaki kediye gelince bakmayın öyle sevimli durduğuna. Bir tırnağıyla böyle bir cumartesi gecesini iki devlet hastanesinde aşı peşinde sürükledi bizi. Biri tetanoz biri kuduz. Artık aşı kartımız var, bu felis ölürse 5 ölmezse 3 aşı vurulacak Funda. Arada bir su serpiyorum kuduz testi yapıyorum. Şimdilik negatif.

Zülfü Livanelinin Gökyüzü Herkesindir albümü vardı. Nerede o albüm, kim arakladı bilemiyorum ama neyse ki youtubedan bulabildim bu şarkıyı. Eskidir, pek gözde değildir. Bence şahane ama :)

Tadınız yerinde olsun dileğim.

cagdasozersahin hakkında

nothing

Posted on Ocak 9, 2012, in öylesine, istanbul and tagged , , . Bookmark the permalink. Yorum yapın.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.