[eskiz] çarşı notu

Bugün bu satırları size Bahçelievler’de şaşırtan kalitede bir internet kafeden yazmaktayım. Google Chrome ve Gom Player görünce masaüstünde hayırdır inşallah demedim değil. Ha tüm gün internette olan adam neden çarşı izninde internete girer? Elbette sinema seanslarına bakmak için… Tabi bir de sivil hayatı özlemişim, acayip aforizmalar içindeyim aklımdakileri unutmadan yazmalıyım.

Çarşı Paris'de de çarşı işte... Çektiğim fotoğraflardan... photo by Çağdaş Özerşahin

Bugün çarşıya çıkan iki kısa dönemden biriyim, biz iki haftada bir çarşı iznini kullanabiliyoruz. Diğer bütün arkadaşlarım bir sonraki hafta çıkacak. Böyle rast gelmiş işte… Yalnız takılıyorum nitekim Ahmet nişanlısıyla buluşacak her zamanki gibi :) Umut ve Bahadır evci çıkmışlar onları da görürsem affetmem, öperim. Bu sabah mesela Bahadır’a atlayamadım, garip bi burukluk var içimde. Yarın da büyüyecek sanırım bu burukluk.

Yalnız kalmak deyince aklıma geldi. En çok yalnız kaldığım zamanlardan birisi nöbet vakitlerim. İnsan acayip düşüncelere dalıyor be. Çok kitap okuyorum diye sevgili komutanım beni koğuş nöbetine almış. Sağolsun daha da fazla okumaya başladım nitekim çapraz duruşta değil okumak gözünün dalması bile suç teşkil etmekteymiş. Böylece gözüm dalmıyor beynimle ortak hareket edebiliyor, yetişebiliyor hızına. En son Orhan Pamuk’tan Kar’ı okudum. Geç kalmışım evet… Şimdi dolabımda Sunay Akın’dan Ay Hırsızı var. Muhteşem bir genel kültür kaynağı. Gerçi genel kültür sayılmaz; özel kültür sayılır nitekim çarpıcı hale getirmek için özelden genele bir akış izlemekte yazılarında Sunay Akın. Ayrıntılarını bilmediğimiz genel bilgilerimizin detaylarını adeta yüzüne çarpıyor okuyucunun. Bundan sonra Goethe’nin bir kitabını gördüm onu okuyacağım.

O değilde evci iznimden sonra dışarıya çıktığımda sıkılacağımı sanmıştım ama sivil hayatı ne kadar özlediğim apaçık ortada. Saf biçimde yürüyen bir insan görürseniz sevgili Ankaralılar bilin ki o kişinin ismi Çağdaş Özerşahin’dir (evet Özerşahin soyadım). Yolda maskot Misket’i gördüm, Melih Gökçek’ten sonra bu maskotu görünce benim de oynayasım geldi vallahi. Ama dedim şimdi birisi kameraya çeker neyler Metin Uca’nın diline düşeriz :) Melih Bey’in çektiği ortada (bknz: @MetinUca)… Bu arada Ufuk Uras’ın twitter üzerinden röportajını hala okuyamadım, bi ara okuyacağım. Milletvekili adayı olmuyor bildiğiniz üzere, e tabi onca sendikacı aday adayı varken… Neyse…

Buraya gelirken bir bayan arabasıyla yol verdi bana. Bu benim gerçekten unuttuğum birşeymiş. Tümende gezen jiplere selam vermekten (yol vermek ne haddine ezer geçer valla üstüne yerde yattığın, selam durmadığın için ceza yersin) bunu unutmuşuz. Bir başkası kapıda kenara çekildi, teşekkür ettim -elimde çay vardı-. Vay be… Sivilliğe dair çok şey kaybetmişim. Mesela klozet… Tanrım ne rahat birşey o öyle ya? Ufuk senin şu montla ihtiyaç giderme olayını hatırladım bunun üzerine. Bu başlıbaşına işkence :) O değil çok şey de değişmiş ayrıca; mesela Starbucks da tuvaletlere şifre koymuşlar :) tabi ben 1234 ü deneyince açıldı kapı hemen (bana söker mi? Gerçi ben kahve aldığım için bana zaten sorsam söylerlermiş parolasını kapının.)

Bahçeli’de yapacaklarım bitti gibi birazdan sinemaya gideceğim. Belki onun hakkında da yazı yazarım kim bilir. Gazete okudum kahroldum 30 gün sonrasına hazırlıyorum kendimi, sabır konusunda baya geliştirdim. Herzamanki gibi gazeteyi sosyal alanda bıraktım başkaları da okusun diye. (Ayşe’nin kulakları çınlasın, okuduğum kitapları bırakamıyorum başka yerlere nedense…) Askersek vatandaş değil miyiz arkadaş? Eğer siyasi irade sosyal haklarıma, yaşantıma dokunuyorsa o noktada asker kişi siyaset yapar, o kadar… Ha ben her zaman yapacağım o ayrı, yapmayanlar için bu sözüm.

Şehrin caddelerinde geçerken herkes vitrinlere bakıyor, ben insanlara. Bi kere baktım kendimi görünce kaçırdım gözlerimi. Tam erbaş kılıklıyım (rütbemden ödün vermem :p). Kızlar da bi ayrı güzel tabi Ankara’da, yada bana öyle geliyor… Neden bakayım vitrine ?

Bu arada seçemedim filmi, gidince karar veririm… Çok yüzeysel ve acele eden bir yazı. Daldan dala… Zaten pek öyle derin bir adam da değilim…

Dostlarım, sizi çok özledim.

Sevgilim. Seni çok özledim tabiki.

-son-30-

cagdasozersahin hakkında

nothing

Posted on Nisan 16, 2011, in öylesine, dünya görüşü and tagged , , . Bookmark the permalink. 4 Yorum.

  1. Hadi bitir şu 30 günü de koş gel hemen, daha yapacak çok şeyimiz var:)

  2. lan yegen alemsin lan, 30 gun bitecek merak etme. De sonrasi ? ?

  3. Adamın prangasını çıkarmışlar, bir adım ileri gitmiş burası rahat demiş, uyumuş. :)

  4. yani o kadar esaret var sende, vay bee. Yani sana ki$lanin disinda her yer rahat… Katiliyorum sana .

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.