Aylık Arşivler: Nisan 2011
Şafak Muhabbeti #23
Umut : Belki writingi benden iyi ama benim kadar aksanlı konuşamıyor Gökhan.
Caner : Doğru, senin çok akışkan bir dilin var.
Bahadır : …
Çağdaş : …
Uçan Türkler…
Hezarfen[1] Ahmet Çelebi, (d. 1609 – ö. 1640) 17. yüzyılda Osmanlı‘da yaşamış Müslüman Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarlauçmayı başaran ilk insanlardan olmuştur. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan 4. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup 1000 anlamına gelir. Hezarfen ise “bin fenli” (bilimli) yani “çok şey bilen” anlamına gelir.[2]
Devamı…
Hoşuma giden bir animasyondu paylaşayım dedim hazır youtube yasağı yokken. Animasyon/Kısa Fim diye bir de kategori mi açsam? Bence güzel olur. İnsanın geçmişine sırtını dönmesi ne acayip değil mi? (Boeing e sevgiler. Lockheed Martin sen de az değilsin…)

Vecihi Hürkuş
Geçenlerde okuduğum kitapta Vecihi Hürkuş’un kim olduğunu öğrenmiştim. Bu cehaletle ben nasıl yaşıyorum şaşırıyorum gerçekten. Hadi kendimi geçtim böyle insanlar yetiştiren bu millet şimdi nasıl yaşıyor? Read the rest of this entry
[eskiz] çarşı notu
Bugün bu satırları size Bahçelievler’de şaşırtan kalitede bir internet kafeden yazmaktayım. Google Chrome ve Gom Player görünce masaüstünde hayırdır inşallah demedim değil. Ha tüm gün internette olan adam neden çarşı izninde internete girer? Elbette sinema seanslarına bakmak için… Tabi bir de sivil hayatı özlemişim, acayip aforizmalar içindeyim aklımdakileri unutmadan yazmalıyım.
Bugün çarşıya çıkan iki kısa dönemden biriyim, biz iki haftada bir çarşı iznini kullanabiliyoruz. Diğer bütün arkadaşlarım bir sonraki hafta çıkacak. Böyle rast gelmiş işte… Yalnız takılıyorum nitekim Ahmet nişanlısıyla buluşacak her zamanki gibi :) Umut ve Bahadır evci çıkmışlar onları da görürsem affetmem, öperim. Bu sabah mesela Bahadır’a atlayamadım, garip bi burukluk var içimde. Yarın da büyüyecek sanırım bu burukluk.
Yalnız kalmak deyince aklıma geldi. En çok yalnız kaldığım zamanlardan birisi nöbet vakitlerim. İnsan acayip düşüncelere dalıyor be. Çok kitap okuyorum diye sevgili komutanım beni koğuş nöbetine almış. Sağolsun daha da fazla okumaya başladım nitekim çapraz duruşta değil okumak gözünün dalması bile suç teşkil etmekteymiş. Böylece gözüm dalmıyor beynimle ortak hareket edebiliyor, yetişebiliyor hızına. En son Orhan Pamuk’tan Kar’ı okudum. Geç kalmışım evet… Şimdi dolabımda Read the rest of this entry
kısa bir not
Sert rüzgarların günaydın dediği bu kışlada kalacağımız gün azaldıkça gözlerimiz de daha çok dalmaya başladı sürüklenen yapraklara vesaire. Bahar kendini gösterip geri çekmişken melankoliden kaçışın olmadığını anlayıp, aşırı stresin getirdiği manik mutluluk halleri ve şakalar dakikalara eşlik ediyor.
Herkesin aklında özlemleri mermerleşmiş şekilde yerini korurken yaklaşmakta olan şey “Çıkınca ne olacak?” sorusu. Korku, endişe ve kararsızlıkla karışık bu duyguların artık saklanamadığı günler bugünler.
Elbette ben de bu insanların arasındayım, aynı şekilde geçiyor günlerim, aynı şekilde büyüyor düşüncelerim. Sanırım gözüm karardı bu durumun etkisiyle. Kaybedecek birşeyim yok derken, hayallerim büyüdükçe büyüyor yapacaklarım hakkında. Belki de ondandır günlerimin azaldıkça saatlerimin de uzaması.
Şafak Muhabbeti #36
Ben : Aaa!? Hayvanat bahçesine mi gittin?! Nasıldı, ben de mi gitsem ya?
Levo : Karı kız görmeye gidiceksen hiç gitme yok hiçbişey…
Ortam : Puhahaha!…
Ben: …
