Ciddiyet

Dünayda başarılı insanlara baktığımız zaman olayın ardında hep bir ciddiyet bir disiplin göze çarpar. Sonra amaaan diyip bir es bırakırız zihnimizin akıntısına… Sonra seyre geçeriz.

Bir başka blogdan okuduğum günün motivasyon sözü;

Kimse bana kim olduğumu öğretemez. - Chinua Achebe

Analog

Fotoğrafta analog çekimlerin yeri ayrıdır. Onun kokusu, pürüzü, noisei bir başkadır. Çeken bilir demeyeceğim, birçoğumuz bir şekilde hatırlarız, her bir pozun değerini biliriz geçmişimizden. Babalar anneler fotoğraf makinelerini özel günlerde çıkarır, hatta 36 ya ulaşması bazen aylar alır… Dijital çağın hızını alamadığı günlerde analog hala tüm tadıyla orada durmakta, biz ne kadar onunla yaşarız fotoğraf olgusunu o ayrı bir konu. Tüm tadıyla orada durmakta dedik, bu duruşun şüphesiz simgelerinden biri haline gelen lomography akımını görmezden gelemeyeceğim. Biraz da marka değerinin verdiği güç ile Lomography eskinin tadını yaşatan makinalar ile İstanbul şubesini açmış bulunmakta.
Bilginize sunayım istedim; adres veremeyeceğim tam ancak – Galata, Serdar-ı Ekrem Sokak – diye geçiyormuş orası, Galata kulesine dönmeyip, sola döndüğünüzdeki sokakta ileride solda.

Hadi bakalım gelsin Holga’lar gitsin fisheyelar…

http://www.lomography.com.tr

Katherine Neville – Sekiz

Bu aralar Katherine Neville’in Sekiz adlı kitabına başladım. Sürükleyici bir polisiye. Üstüne zaman atlamaları olunca insan sayfaların arasında kayboluveriyor… Gücü çok eskilere dayanan mistik güçleri olan bir satranç takımının etrafında tarih boyunca dönen ve bugüne uzanan olayları konu alan kitabın çözülmesini henüz yaşayamadım, devam etmekteyim okumaya :)

Çok polisiye okumayan birisi olarak görüşüm “harika bir kitap”. Polisiyecilere duyrulur… Bu kitap idefix 2011 listesinde yeralmıştı (mesela benim için bir kriter). Wiki sayfasında “reception” kısmındaki bilgilere göre TheNewYorkTimes eleştirmiş bu kitabı nitekim kitabın ilk basım yılı 1988. Bir feminizm bakışı içermekte mi? Evet içten içe…

Sevgiyle kalın

ingilizce : [http://en.wikipedia.org/wiki/The_Eight_(novel)]

ispanyolca (burası daha güzel hazırlanmış): [http://es.wikipedia.org/wiki/El_Ocho]

Çevik Yazılım ve Dokümantasyon

Giriş:

Manifesto for Agile Software Development

We are uncovering better ways of developing software by doing it and helping others do it. Through this work we have come to value:

Individuals and interactions over processes and tools
Working software over comprehensive documentation
Customer collaboration over contract negotiation
Responding to change over following a plan

That is, while there is value in the items on the right, we value the items on the left more.

__

[agilemanifesto.org | agilemanifesto.org/iso/tr/]

Konumuz, manifestoda kalın olarak belirtilmiş çevik yazılım – dokümantasyon ilişkisi. Her ne kadar manifesto bunu söylemese de bilinçaltımızda nasıl olduğu bilinmez bir şekilde “agile” ve “documentation” kelimeleri farklı köşelerde yaşamlarını sürdürmekte, buna zorlanmakta. Öncelikle dokümantasyon olgusunu daha da derinlere ittirme isteğinin üstesinden gelerek, manifestonun anlatmak istediğini ve bunu gerçekseyebilmek adına neler yapabileceğimize geçelim.

bölüm#1 – Dokümantasyonu Kabullenme :

öngörü : Dökümantasyon zaman kaybıdır.

Yazılım gereksinimi, doğası sebebiyle az ya da çok yazılımın geliştirme tarzını sürecin başından belirler. Bunlar çeşitli başlıklar üzerinde değişkenlik gösterse de ana başlıkları; müşteri memnuniyeti, zaman yönetimi, süreklilik ve takım içi iletişim anahtar kelimelerini okuduğumuzda kolaylıkla aklımıza getirebiliriz. Yazılımı tamamen bir süreç Read the rest of this entry

Gri

Gri bir İstanbul’un çalışmak istenmeyen bir gününde yazıyorum. Günlerin nasıl başladıysa öyle gittiği nötralize bir ritim bu aralar yaşadığım. Pek nefes aldığım, nefes alırken zevk aldığım yok. Bir hayat kararsızlığının içinde  olunca insan boşlukta sürükleniyor, birşeyler olmasını sadece bekliyor.

Olsun diyoruz, sorun değil diyoruz şarkıya geçiyoruz…

Kartepe Snowboard

Aslında arada bir Uludağ daha yaptım ama Kartepe’yi yazmak istiyorum bu yazıda. Snowboard üzerinde kaymak her şekilde güzel olsa da bu eğlenceyi paylaşma niyetindeyim. Kartepe’ye günübirlik (ne hoş bi kelime bu ya…) bir organizasyon buldum ve 2 adet acemilikten yeni kafasını kaldırmış snowboardcu, 4 adet safkan acemiyle yollara düştük.

Kartepe’ye ulaştığımızda saat biraz geçmişti 9:30 falandı ki hazırlanmak, ekipman kiralamak saat 10:00′u buldu diye hatırlıyorum. Kara ayak bastığımızda yapacağımız ilk şey tayfaya nasıl durulur, nasıl gidilir e nasıl ayağa kalkılır :) sorularının cevaplarını uygulatmaktı, nitekim sürekli onlarla olamayacaktık. Aslında benim bir günde öğrendiğimi 10 dakikada çözdüler… İçimiz de rahat etti. Ümit zaten alışık hırpalanmaya onu pek düşünmüyordum tabi. Aşağıdaki fotoğrafı Ümit çekmiş, ilginçtir ayakta durabilmiş kendisi, şaka tabi ayakta durabiliyorlar :). Tabi herkes çocuklar gibi şendi Taklalar, sürüklenmeler vesaire bu mutluluğa en ufak bir çizik bile atamazdı. 30 dakikalık bir acemi eğitiminden sonra bu 4 kişilik neşe böceği usta birliklerine yollanmak üzere telesiyeje bindirildi. Ben de leblebiyle biraz kaymak için ayrıldık tabi onlardan. Aklımızda ikinci tur’da yakalarız onları düşüncesi vardı ama bu mümkün olmadı, gençler hızlı çıktı hele Mert en hızlısı çıktı (şak şaka çay içmek için restorana girip bizden saklanmışlar…). Mert ile benim boardlarımız karıştı, bana kısa board gelmesi pek problem değil ama Mert’in uzun bir board ile kaymaya çalışması ve sakatlanmadan günü tamamlaması takdire şayan :)

Gelelim Kartepe’nin genel izlenimine. Kartepe’de kalmak (bknz: kalmalı organizasyon) bana pek çekici gelmedi işin açıkçası, şimdi Kartepe Uludağ karşılaştırması yapmayacağım elbette sadece ufak bilgiler paylaşacağım. Read the rest of this entry

José Saramago – Kabil

Nobel ödüllü sürgün yazar Saramago’nun Kabili elimde bu aralar, eh büyük insanlar benim gibi Kanarya Adaları’na gidip şalgam satmayı düşünmüyor, kitap yazıyor… Tanıtım bülteninde yazdığı kadarıyla;

Saramago’nun ölmeden önce yazdığı son romanı…

José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımlandığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor.

Adem ile Havva’nın oğlu, kardeş katili, “sürgün ve gezgin” Kabil’le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit’in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru.

Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim’den Nuh’a, Adem ile Havva’dan Eyüb’e, Lilith’e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyorlar.

Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?

Gece geç saatte başladım bitmedi ama bir solukluk bir kitap. Masalsı anlatımına kattığı felsefeden ve gerçekçi yaklaşımdan bahsetmek yersiz olur, yetmez kelimelerim… Kısa zamanda edinin bu kitabı benden…

Demo-Krasi

Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Yunanca Ses bağlantısına git dimokratia (yardım·bilgi) (δῆμος, yani dimos, halk zümresi, ahali + κράτος, yani kratos, iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilirler.

Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan‘daki filozoflar Aristo ve Eflatun demokrasiyi eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde “ayak takımının yönetimi” gibi aşağılayıcı kavramlar kullanılmıştır. Fakat demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan devlet sistemi haline gelmiştir. Artık siyaset bilimciler hangi sistemin daha iyi işlediğinden çok hangi demokrasinin daha iyi işlediği tartışmalarına girmişler ve liberal, komünist[1], sosyalist[2], muhafazakar[3], anarşist[4] ve faşist[5] düşünürler kendi demokratik sistemlerinin erdemlerini ön plana çıkarmaya çalışmışlardır. Bu sebeple demokrasinin çok fazla sayıda değişik tanımı oluşmuştur.

(kaynak: Wikipedia : Demokrasi)

Son zamanlarda ülkemde yaşananların fotoğrafı olması adına bu yazıyı yazmak istiyorum. Hani yarın öbürgün bişey olur 2011-2012 aralarında neler oldu unutmayayım diye , tamamen kişisel görüşüm olmakla beraber hiç katılmadığınız sığ bir kelime birikintisi olarak görmekte elbette ki özgürsünüz. “demokrasi” ve “cumhuriyet” tanımlarının detaylarını, aldıklarını verdiklerini sevgili Emre Kongar Aydınlanma adlı köşesinde ve sitesinde , söyleşilerde bolca anlatmıştır bugüne kadar.

Belleği kuvvetli yaratıkların başında filleri örnek verirler ancak farelerin de ilginç hafıza teknikleri vardır. Ben burada farelerinki kullanıcam. Fareler bir yolu hatırlarken sondan başa doğru canlandırırmış, peynirden önceki son dönemeç ilk düşündükleriymiş yani. O sebeple kronolojik olarak bu sabahtan başlayacağım. Yarın neler olur bilemiyorum tabi ama bir yerden başlamalı…

Bu sabah KCK soruşturması kapsamında KESK de arama başlatıldı.

Geçen hafta MİTçiler sorguya çağırıldı. Devlet bakanlarımız birçok mitçinin deşifre olduğunu belirtti, bazen görevi yerine getirmek için kanunları çiğnemek gerektiğini söyledi. Tabi daha önce PKK ve hükümet arasındaki iletişim onca kez yalanlanmasına rağmen bu sefer kabul görmüş, bu haberleşmenin dozajı tepki almıştı. PKK – Hükümet arasındaki anlaşmalar, seöim sonrası hükümetin bazı sözlerinden dönmesi vesaire basında yer buldu. Buna yalanlama gelmedi, geldiyse de ben okumadım. Tabi bu sorgu isteği üzerine jet hızıyla bir yasa çıkarıldı ve bazı statüdeki insanları sorgulama izninin (?) başbakan tarafından verilmesi kararlaştırıldı. Sorguya izin çıkmadığı gibi sorguya çağıran savcı görevinden alındı (tıpkı deniz feneri savcıları gibi). Özel yetkili savcıların böyle bir hamle yapması şaşırttı tabi.

Hrant Dink’in mahkemesi temyize gitti. “Örgüt yokmuş ama hakim açıklama yaptı örgüt var gibi ama pek seçemedim” dedi. Kaldırım taşına “Hrant Burada Öldürüldü” yazdı ermenice Şişli Belediyesi. Bir grup “Biz Ermeni değiliz ne alakası var?” dedi. Nedim Şener bir davadan “Oğlum bu adamın hiç alakası yok bu işle” diyerekten beraat etti, kaç tane davası kaldı bilemiyorum. Tost ve çay vermişler mahkemede o iyi olmuş ama. Rekor kırdık diktatör olmadan diktatörlerden daha fazla basın yayın baskısı yarattık, basılmamış kitapları yasakladık (toplayıp imha etmesi zor tabi bu daha mantıklı) sonra gittik cumhuriyet tarihinde yasaklanan kitapları örnek göstererek CHP’yi suçladık (breh!). “Gelmezsen gelme len!” dedik, Paul Auster kimdir bilmiyoruz ama Recep Tayyip Erdoğan kimdir tüm dünyaya gösterdik.

Geniş hafızama da bir uğrarsak;

Yargının değişimi hala evet ama yetmezciler için aynı seviyede mi bilemiyorum ancak kendi yorumumu katmaya kelime bulamıyorum burada. Deniz Feneri malum, taaa Alamanyalardan ceza alan adamlar burada biraz misafir edilip salıverildi. Misafir eden savcıların kulakları çekildi. Polis devleti oluverdik, yetkiler arttı. Silah kullanım hakları arttı, silah kullanımı arttı. Gaz kullanımı devlet sırrıdır arttı mı artmadı mı bilemiyoruz. Mahkeme tarafından soruldu Sinop olayları paralelinde, onlar da öğrenemedi. Sendikalar işçilerini yarıyolda bırakır oldu, Tekel işçileri öylece kalıverdi. Sendikacılık zaten bitmişti, artık öldü…

“Neler dönüyor bilemiyor hala kimse” diye geçiyor aklınızdan belki de oysa ki bu bence daha demo’su bu işlerin. İki dönem iktidardır “Viva Demo-krasi”…

Eşlenelim

Başlıktan anladığınız şey değil bu yazının konusu. Anlamadığınız şey…

TDK doğrultusunda senkronizasyon kelimesinin Türkçe karşılığı eşleme. Bence çok iyi. Hatta çoğumuz yazılı olarak gördüğümüzde hemen anlayıveririz, alışkınızdır. Bu kelimenin anlamlarından biri farklı bilicilerin(bilici ne ya bilica geliyor aklıma sinirleniyorum) aynı bilgi seviyesine gelme durumudur eşlenme. Neyse geçelim. Yazının amacı arayı sıcak tutmak, soğutmamak. Blogda 250. yazım bu. Şöyle geriye doğru bakınca aslında en gereksiz yazılar bunlar dediklerimin şimdiki zamandan geçmişe doğru kaydıkça anlamını sakladıklarını hatta mayalanıp tatlanandıklarını farkettim. O sebeple saçmalamaktan alıkoymamak lazım bünyeyi.

Bir salıdan (daha) merhaba! (tatil sonrası enerji seviyesini yükseltme çabası)

Uzun bir aradan sonra Lüleburgaz’a gidip geldim. Ailemi özlemişim. Lüleburgaz bakalım ne kadar kirli bir havayla karşılayacak beni doğalgaz yapılanmasından sonra diye düşünüyordum ama hiç dışarı çıkmadım herzamanki gibi ama gördüğüm kadarıyla kirlilik hala devam etmekte. Ben pek fark olacağını sanmıyorum netekim sobaya alışmış birisini kalorifere alıştırmak o kadar zorken bir de üzerine doğalgaz kullandırabilmek? Deve ve hendek kelimelerini nasıl kullanırsanız kullanın bu durumu açıklayamazsınız. Hiç dışarı çıkmadığımdan boza içmeyi, Read the rest of this entry

Sess sess bir iki…

Herşey Issız Adam ile başladı benim jenerasyonum için. Çocukluğunda az çok tanıdık olsa da bu sounda yine de tam sindirememişti ekoları basların ardına gizlenen tatlı tizleri. Pioneerlar, grundiglerin tadını kaçırmışım diye biraz hayıflanmıyor değilim. Türk Pop neden böyle oldu bilemem ama sanırım en güzel zamanlarını kaçırmışız.

Bu şarkıyı daha önceki postlardan birinde günün şarkısı olarakpaylaşmıştım ama bugünün de şarkısı olmaması için bir sebep yok. Ancak yine de gönül almak adına Read the rest of this entry

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.